Yemenliler Patatesi Osmanli Bürokratlarından Tanımışlar

Aksa-yı Şarkta bir Cevelan adlı seyahatnamenin yazarı İstanbullu Mustafa Bin Mustafa Hac görevi için gittiği Hicaz’dan gezmek amacıyla Yemen’e gitmiş ve Yemen valisi tarafından çeşitli memurluklarda görevlendirilerek 10 seneden fazla Yemen’de kalmış. Daha sonra bir Uzakdoğu seyahati gerçekleştirmiş ve dönüşte hazırladığı eserini Sultan II.Abdülhamit’e sunmuştur. Ahmet Uçar tarafından hazırlanan ve Çamlıca Basım Yayın tarafından basılan eser de Mustafa Bin Mustafa ilginç bilgiler ve ilginç izlenimlerini akıcı bir üslup ile aktarmaktadır.
İşte bunlara bir örnek: Yemen’de yetişen ürünlerden bahsederken Mustafa Bin Mustafa Yemenlilerin patatesi bilmediklerini ve kendisinin bu konuda onlara nasıl bir yardımı olduğunu eserinde şu şekilde anlatmaktadır: ”Yemende yetişen mahsülatın çeşitleri şunlardır: Buğday, ales, arpa, pirinç; beyaz darı, sarı darı, kırmızı darı, darı-i bahri, garib ve dahun isimlerinde altı çeşit darı, mısır, mercimek, ater, bakla, fasulye, böğrülce, susam, çörek otu, hardal, pamuk, afyon, şeker kamışı, zencefil, patates, çivit, veres, bakkam, hers, kahve, gat, kına, demir hindi, letorden sinameki, zamk, misvak, lif.
Pirinci, Sude ve Mücver kazalarında ekerler, oralarda güzel pirinç yetişir.
Pamuğu, Yemen’in Tihame’sinde bir defa ekerler, adeta orman haline dönüşür. Bir daha ekmeye hacet kalmaz. Sahibi ömrünün nihayetine kadar ondan mahsulat alır. Vefatında da bağ gibi evladiyelik kalır. Mevsiminde çokça, diğer günlerde de ona göre az olarak; her daim pamuk toplamaktadırlar.
Yemen’de afyon da ekerler.Fakat sakızını almanın usulünü bilmediklerinde çok ekmezler.Bununla beraber zencefil kurutmanın kaidesini de bilmezler. Onun için Tihame bölgesinde biraz afyon yetiştirip, bu afyondan taze iken reçel yaparlar. Bunların her ikisinin çoğaltılması; halka afyonun sakızını almanın ve zencefil kurutmanın kaidesini öğretmekle mümkündür. Bu ise çok az bir masraf ile yapılabilir.
Yemenliler, daha evvel patatesin ne olduğunu bilmezlerdi. 1294 (1878-1879) tarihinde ben Maviye Kordon Gümrüğü müdürü iken; sırf yemek için Aden’den bir çuval kadar patates getirmiştim. O gün tesadüfen hanemde İbb kazası halkından birkaç kişi misafir bulunuyordu. Yemek esnasında patatesler ortaya konuldu. Misafirler kabak zannederek alıp ağızlarına attılar. Kabak olmadığını görünce de: “Bu nedir?” diye sordular. “Patates.” Dedim. Pek hoşlarına gittiğinden iştahla yediler.Ertesi gün memleketlerine dönerlerken tarlalarına ekip yetiştirmek için birer kıyye kadar patates aldılar; o sene onar kıyye kadar patates topladılar. Sonra bu patatesi tekrar ektiler. Bu defa patatesler çoğaldı. Lezzetten anlar çiftçiler bunun güzel mahsul olduğunu görünce birbirlerine rekabet edercesine patates ekmeye başladılar. İşte bu münasebetle Ta’iz ve San’a sancaklarında şimdi bir hayli patates yetiştirilmektedir.”
Kaynakça
Bir Osmanlı Bürokratının Uzakdoğu Seyahati (Mustafa Bin Mustafa, Hazırlayan:Ahmet Uçar, sayfa 20-21-22, Çamlıca Basım Yayın 2010)