Ortadoğu Komutanlığı Projesi ve Türkiye

Ortadoğu

Orta Doğu Komutanlığı kurulması fikri, doğrudan doğruya İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasının değişen uluslar arası şartlarında Orta Doğu’dan çekilmesinin zorunlu olduğunu anlaması, fakat bölgeden çekilirken de stratejik değeri dolayısıyla Orta Doğu’daki üslerini daha az tepki çekecek bir biçimde korumak istemesinin bir sonucudur. İngiliz hükümetine göre, İngiltere’nin Orta Doğu’daki temel stratejik ihtiyaçları ise şunlardı: a) stratejik hava gücü için hava üssü; b) Mısır’da bir ana üs; c) İngiltere ve müttefiklerine gerekli olan Süveyş üssünü ve Orta Doğu’daki petrol bölgelerini koruyabilmek için başta Mısır olmak üzere bölge ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmak.

ABD, İngiltere ve Fransa Orta Doğu Komutanlığı fikrinin önderliğini yaparlarken yanlarına Türkiye’yi de aldılar. Çünkü Türkiye, gücü ve coğrafi yeri dolayısıyla bölgenin savunması için gerekli olduğu gibi Orta Doğu’lu ve Müslüman bir ülke olarak, Orta Doğu Komutanlığı projesinin tamamen “Batı Damgası” taşımasını da önleyebilecekti.

1951 sonlarında bir yandan Türkiye’nin NATO ‘ya katılmasıyla öte yandan da Orta Doğu Komutanlığı projesiyle ilgili gelişmeler, Türkiye’nin Orta Doğu Arap politikasına yeni bir görünüm vermiştir.18 Şubat 1952’de Türkiye’nin NATO’ya resmen kabulü, bu tarihten itibaren, Türkiye’nin Orta Doğu gelişmelerinde Batı ile birlikte hareket etmesine yol açmıştır. Ana hedeflerinden biri Mısır’ın ODK’ ya katılımını sağlayarak Süveyş’e ilişkin İngiliz-Mısır anlaşmazlığını çözmek olan komutanlık her ne kadar Mısır’a kurucu üyelik verse de Mısır’ın projeyi reddi dolayısıyla bu hedefinden uzaklaşır.

Mısır ve Süveyş İngiltere’nin geleneksel Orta Doğu çıkarları açısından kilit bir durumda bulunmaktaydı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bu bölgedeki askerlerini büyük oranda çıkarmak zorunda kalan İngiltere en azından Süveyş’te bir üs bulundurmak istiyordu. Buna rağmen bağımsızlığını elde etmiş, emperyalist bir gücü ülkesinde görmek istemeyen ve milliyetçiliğin hızla arttığı Mısır ise Batı’dan gelebilecek tüm projelere kapalı bir tutum sergilemekteydi.

Ayrıca Mısır’ın o dönemde Arap Birliğinin en önemli ülkesi olması dolayısıyla projeyi kabul etmesi halinde diğer Arap Devletleri’nin de ODK’ yı kolayca kabul etmesi anlamına gelmekteydi. Bu da Arapların Batıyla işbirliği yapmalarını sağlayarak bölgenin Sovyetlere karşı savunulmasını güçlendirmek ve İngilizlerin 1936 İngiliz-Mısır antlaşmasını yenilemesi açısından büyük önem taşımaktaydı.

Ancak Mısır’ın bu öneriyi reddetmesi sebebiyle ODK hayata geçirilemez ve Orta Doğu için farklı yollar aranmaya başlanır.