Eski Türk Kavimlerinde ve Devletlerinde Kayakçılık

Bu gün mevcut sporlar içerisinde sevilenlerden biri,belki de en güzeli kayakçılıktır. Bu güzel spor karlı dağları çok olan eski Türk ülkelerinde çok yaygındı. Orta Asya´da İlk ve Orta Çağ´da var olan Türk boy ve ülke sakinleri bunu hem bir spor olarak yaparlar, hem geçimlerini temin ettikleri avcılıkta bir araç olarak kullanırlar, bunun yanında onu dış ticarette nakil aracı yaparak bol para kazanırlar, hem de vatanlarını savunmada bir harp malzemesi olarak ondan yararlanırlardı. Kayakçılık Orta Asya´da Türk boy ve devletlerinin sakinleri tarafından karı çok olan Tanrı dağları, Altay dağları, Sayan dağları ve Orta Sibirya bölgesinde yapılıyordu.

Ülkemizde Türk spor tarihi ile uğraşan araştırmacılar ekseriya güreş ve okçuluk sporu üzerinde durdular ve ortaya değerli eserler koydular. Kayakçılık başta olmak üzere diğer spor dalları ile ilgili çalışma pek az yapıldı. Bununla beraber kayakçılık ile ilgili olarak yapılan pek az araştırma da ilmi tetkikler zümresindendi. Orta Asya´da İlk ve Orta Çağ´da kayakçılık üzerinde tanınmış iki ilim adamı ve bir araştırmacı incelemeler yaptı ve ortaya çok ciddi çalışmalar kondu. Tanınmış iki ilim adamından biri Genel Türk Tarihi uzmanı ünlü Sinolog Prof. Dr. W. Eberhard´dı. İyi bir Çince uzmanı olan bu alim Çin yıllıklarını tarayarak Asya Hun İmparatorluğu ve Göktürk Kağanlığı´na bağlı Türk boylarında kayakçılığı inceledi ve “Çin kaynaklarına Göre Türkler ve Komşularında Spor” isimli ciddi bir inceleme neşretti.[1] Yine aynı çağlarda Orta Asya´da kayakçılık sporu üzerinde araştırma yapan ikinci ilim adamı Prof. Dr. Zeki Velidi Togan´dı. İyi bir Orta Asya araştırmacısı olan Prof. Dr. Togan, Prof. Dr. W. Eberhard ile aşağı yukarı aynı tarihlerde bir inceleme yaptı. Orta Asya hakkında bilgi veren İslam kaynaklarını tarayan Prof. Dr. Zeki Velidi Togan bu çalışmasını “Eski Türklerde Kayakçılık” ismi altında Askeri Mecmua´da neşretti.[2] Daha sonraki çalışmaları esnasında Prof. Dr. Togan bu ilk incelemesinde görmediği bir İslam kaynağı olan Şerefü´z Zaman Tahir el Mervezi´nin Miladi 1120´lerde yazdığı Tabaî el-hayavan isimli kitabını inceleme fırsatını buldu. Bu eserden azami derecede faydalanan Togan, bu çalışmasını genişletme yoluna gitti ve Kayseri´de neşredilen Erciyes Dergisi´nde ilk çalışmasından aşağı yukarı on sene sonra aynı isimle “Eski Türklerde Kayakçılık” adı altında yeni bir makale neşretti.[3]

Prof. Dr. W. Eberhard ve Prof. Dr. Zeki Velidi Togan´ın araştırmaları yanında ilim aleminde bir unvanı olmayan fakat Rusça bilgisi sayesinde Orta Asya Tarihi alanında iyi bir uzman olarak tanınan Hasan Ortekin son asırlarda bu bölgeye (Orta Asya) giden Rus seyyah ve misyonerlerinin kayıtlarına dayanarak burada yaşayan Türk kavimlerinde kayakçılığı inceledi. Görüldüğü gibi Hasan Ortekin´in incelemesi konumuzun dışında bir zaman sürecini kapsıyordu. Yalnız araştırmacı bu incelemesinde Türk boylarının o bölgede (Altay dağlarının kuzeyi) görülmelerinin çok eski tarihlere uzandığını belgelere dayanarak ispat etti. Bu özelliği ile Ortekin´in incelemesi bizim üzerimizde durduğumuz zaman dilimi olan İlk ve Orta Çağ´a da giriyordu ve biz bu özelliği dolayısı ile araştırmacının “Türkler ve Kayak” isimli araştırmasından faydalanma yoluna gittik.[4]

Kayakçılık tarihi üzerinde ülkemizde yapılan ilk çalışmalar 1938-1950 yılları arasında idi. Bu tarihlerden itibaren günümüze kadar elli yılı aşkın bir zaman geçti. Bu uzun sürede ortaya yeni yeni kaynaklar çıktı. Biz de bu eski bilgiler ile yeni bulunan kaynaklardaki malûmatı tenkit ettikten sonra kullanma yoluna gittik ve bu makaleyi yazdık.

Bizden önce konu üzerinde yapılan çalışmalara bir göz gezdirdikten sonra şimdi biraz da kayakçılığın yeryüzünde görülmesine temas edelim. Kayakçılık literatüründe bu gün dünyada “kayak” kelimesini ifade için kullanılan “ski” (okunuşu: şi) Norveç dilindeki “skidh” sözünden doğmuş olup “tahta parçası” ve “ağaç yongası” anlamına gelmektedir. Almanca “scheit” kelimesi de buna yakın bir sözdür.[5] Dünya kayakçılık tarihi üzerinde araştırma yapan İsviçreli Prof. Dr. J.J. Hess´in topladığı belgelere göre “ski” Skandinavyalıların kendi öz kelimeleri olmayıp Finlandiya yörelerinden alınmış bir sözcüktür. Nitekim, Finlilere komşu olan Lapp kavminin adı Miladi VI. Asır Yunan tarihçilerinden Prokopis´te “skrithiphinnoi” şeklinde ve yine Gotların tarihini yazan Jordanes´de ise “sceredefennea” adı ile kaydolunmuştur. Her ikisi de “Kayakçı Finler” anlamına gelen ismin mazisi böyle VI. Asır öncelerine kadar uzanmaktadır. Bundan daha eski bir tarihe ait olmak üzere Finlandiya´nın kuzeyindeki Kemja bölgesi civarında tuzlu bir arazide yapılan kazılarda tunç devrine ait olmak üzere bir balta ile beraber çifte kayak bulunmuştur.[6] Fin kavimlerinin yaşadığı bölgelerde yapılan kazılarda ele geçen en eski ve iptidai kayak örnekleri bu gün Helsinki milli müzesinde sergilenmektedir.

Fin kavimleri ile ilgili yapılan arkeolojik araştırma sonuçlarını belirttikten sonra yine aynı kavimlerin kullandığı kayakçılık ile ilgili tabirler üzerinde yapılan filolojik incelemelere bir göz gezdirelim. Bu konuda yukarıda ismi geçen İsviçreli Prof. Dr. J.J. Hess´in ve Prof. Dr. Zeki Velidi Togan´ın bu incelemeye katkılarından söz etmek faydalı olacaktır. Aşağıda da belirteceğimiz gibi kayak ve kızak ile ilgili kelimelerden hareket eden Prof. Dr. Hess samimi olarak şu kanaata varmaktadır. “Tarihi delillere göre kayak Sibirya´nın icadıdır. Oradan bu sanat 2.000 yıl önce Fin kavimleri tarafından Avrupa´ya getirilmiş ve oradan bunu Skandinavya kavimleri öğrenmişlerdir.” Tarihi belgelere göre Türk kavimlerinin Rus, Fin, Slav, Sırp vb. kabileleri ile ilk defa buluştukları ve komşuluk yaptıkları coğrafi mekan Ural dağlarının etekleridir. Bu durum filolojik incelemelerde de kendisini açıkça göstermektedir. Ayrıca daha sonraki asırlarda (X. asır) İtil Bulgar Devleti´nin kızaklar üzerinde Fin bölgesine ticari emtia (mal) götürmesi bu ilk temasların devamı niteliğindedir.

Şimdi filolojik delillere yer verelim: Altay, Tilevut, Kuu lehçelerinde kayak anlamına “çana” kelimesi kullanılmaktadır. Bunun yanında kayak manasında Başkurtçada “sanga”, Baraba Türklerinde “tsanga” ve çok uzaklarda Kamçadalların dilinde de “sanka” tabiri bulunuyor. Daha açık filolojik bir delil olarak Mahmud Kaşgari kayak manasında “çanka” kelimesini veriyor. Altay ve Sibirya Türk boyları ile beraber Tanrı dağlarının batısındaki Türk kabilelerinin de kayak manasında aynı kelimeyi kullanmaları ilgi çekicidir. buna karşılık kayak anlamında Ruslarda “sani” ve Sırplarda “sanjke” kelimeleri geçmektedir.[7]

Kayakçılıkta çok kullanılan kızak kelimesine gelince: Yukarıda bahsettiğimiz Altay, Tilevut, Kuu lehçelerinde kızak manasına “çanak” kelimesi kullanılmaktadır. Bunun yanında Çağatay ve Kaşgar lehçelerinde kızak manasında “sanak” kelimesi, bununla beraber Baraba, Kuar ve Kumandı şivelerinde yine “tsanak” tabiri yer alır. Kızakla ilgili diğer Türk boylarının kullandığı Kazan Türkçesinde, Başkurtçada keza Garbi Sibirya Türklerinde “çana”, “sana”, veya “tsana” kelimeleri görülür. Buna mukabil Slav ve bazı Fin şivelerinde mesela: Fince “saani”, Estonca “san”, Kola, Lap dilinde “çioni” ve Vogulca´da “şun” veya “sun” hep kızak manasında kullanılan kelimelerdir.[8]

Orta Asya´da ve Sibirya´da Türk boylarının kullandığı kayak ve kızakla ilgili kelimeler görülüyor ki pek az değişiklikle Rus, Slav, Fin, Eston ve Sırp grupları tarafından kullanılmaktadır. Bu durum da kayakçılık tarihi üzerinde inceleme yapan ve kayakçılığın ana vatanının Sibirya olduğunu iddia eden İsviçreli Prof. Dr. J.J. Hess´i haklı çıkarmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bulduğu ilâve filolojik kanıtlarla Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Hess´in bu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Bu konuda bundan sonra filolojik olarak rahatlıkla kayakçılık sporunun anavatanının Orta Asya ve Sibirya olduğunu söyleyebiliriz.

Kayakçılığın dünyada ortaya çıkışı ve bu sporla ilgili filolojik çalışmaları açıkladıktan sonra şimdi asıl konumuz olan “Eski Türk Kabileleri ve Devletlerinde Kayakçılık” bildirimize giriş yapabiliriz. Kayakçılığın eski Türk toplumunda büyük bir önemi vardı. İlk ve Orta Çağ Türk dünyasının coğrafyasında kayakçılık Orta Sibirya, Ural dağlarının doğu kesimi, Altay dağları, Sayan dağları ve Tanrı dağlarının karlı tepelerinde yapılıyordu. Eskilik sırasına göre Çin kaynakları ve İslam kaynakları bu bölgelerde kayakçılık yapan Türk boyları hakkında geniş bilgi verirler. Bunlardan Çin kaynaklarını taradığımızda kayakçılığın Asya Hun Devleti zamanından itibaren yapıldığını öğreniyoruz.
Hun Kavimleri
Ding-Ling´ler: Asya Hunlarının önemli bir grubunu oluşturan bu Türk boyu vesikalarda daha sonraları Tölesler olarak zikredildi. Çin kaynaklarının Orhun nehri havalisinde gösterdikleri bu Türk boyunun mensupları aynı kaynaklara göre kayakçılığı biliyordu ve at gibi süratli koşuyorlardı.[9] Bu haberlerden Ding-linglerde kayakçılığın amatör bir spor olarak yapıldığını tahmin ediyoruz.
Ba-ye-gu´lar: Töles boylarından olan bu Türk kabilesi Asya Hunları zamanından itibaren kendisini gösterir. Göktürk Devleti devrinde Bayırkular olarak kitabelerde adları geçer. Çin kaynakları onlar hakkında “Bunlar, hep bacaklarına tahta (kayak) bağlarlar ve buz üzerinde geyik avlarlar” şeklinde haberler verir. Bayırkularda kayakçılık aynı kaynakların ifadesine göre avcılık amacıyla yapılıyordu.[10] Kaynaklara göre Bayırkular Altay dağlarının kuzeyinde oturuyorlardı.
Ba-hi-mi´ler: Göktürk kitabelerinde Basmıllar olarak görünen bu Türk boyu Baykal gölünün güneyinde ikamet ediyordu. Çin kaynakları onlar hakkında şu bilgileri verirler: “Kabile reisleri vardır, avla geçinirler. Geyikleri kovalamak için ağaçtan kayak yaparlar. Kayakları kalkana benzer, ön tarafı yukarıya doğru kıvrık, alt tarafına kayıp devrilmeye mani olmak için at derisi konmuştur. Kundura gibi ayağa giyilir. Geyik koşmasından daha süratli dağdan aşağı kayarlar, düzlüklerde değneklerin yardımı ile ilerler.[11] Göktürk Devleti zamanında Basmılların bir kısmı Tanrı dağlarının doğusunda Beşbalık yörelerine göç ettiler. Muhtemelen bu bölümde oradaki dağlarda kayakçılığı devam ettirdiler. Zeki Velidi Togan bir diğer Çin kaynağından (Huan-ju-ki) yaptığı nakilde kayağın altına konulan at derisinde kılların (tüylerin) önden arkaya doğru yaslanmış olduğunu ilâve eder.[12] Bu ilave bilgi, Basmılların kayak imal ederken sürat faktörüne dikkat ettiklerini, hız arttırıcı önlem aldıklarını, daha doğrusu buna uygun olan hayvan derilerini tercih ettiklerini ortaya koyar. Aksi halde tüyler veya kıllar öne doğru yaslanmış olsalardı kayak ilerlerken kar ile temasta bir sürtünme meydana gelecek, kayağın hareketi yavaşlayacak, bir nevi frenleme oluşacaktı. Basmıllar bu hareketle, yeni bir teknik geliştirmiş oldular. Bu haberlerden de Basmıllarda kayakçılığın av amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bo-ma´lar: Kelime manası “Lekeli at” anlamına gelen bu kabile Göktürk boylarının kuzeyinde, her mevsim kar bulunan bir bölgede oturmaktaydılar. Çin kaynakları Basmıllar hakkında verdikleri haberlerin aynısını Bo-ma´lar hakkında verirler. Buradan hareketle onların da ülkeleri karla kaplı olduğu için kayakçılıkla uğraştıkları ve bu işi Basmıllar gibi av amacıyla yaptıkları ileri sürülebilir.

 

  • En çok yapmayı istediğim bir türlü nasip olmayan spor. Muğlada yaşarsan böyle olur 🙂