Ermeni Sorunu

Yaklaşık 1070 yılından 1870 yılına kadar 800 yıl,bazı gündelik olaylar dışında dostça yasayan bu iki toplumun iyi ilişkileri neden bozulmuştur?Neden Ermeniler hemen hemen imparatorluğun her yanında ayaklanmalar çıkarıp terör eylemlerine başlamıştır?Bu soruların yanıtları Ermenilerin ortaya attığı bazı iddialar içinde bulunmaktadır.Bu iddialar üç ana baslık altında toplanabilir.
       1)Ermeni anavatanı iddiası
       2)Ermeni nüfus çoğunluğu iddiası
       3)Tehcir değil soykırım iddiası
Bir bölgenin anavatan olabilmesi için belirli şartlar nelerdir.Akla gelen bazıları söyle sıralanabilir.
      *Bölgenin otokton halkı olmak.
      *Bölgeye ilk gelip yerleşmiş olmak.
      *Bölgede uzun süre oturmuş olmak.
      *Bölgede bağımsız devletler kurmuş olmak.
      *Bölgede nüfus çoğunluğuna sahip olmak.
      *Bölgeye dil ve kültürünü yaymış olmak.
      *Bölgede bir uygarlık yaratmış olmak.
Ermeniler oturdukları bölgenin otokton halkı değildir.dışarıdan geldikleri ve bu bölgelerde kendilerinden önce birçok toplumların yaşadığı kesindir.Bugünkü Ermenistan bölgesinde genellikle azınlık nüfus olarak bin yıla yakın oturmuşlardır.Buna karşılık Türklerinde bölgedeki tarihi en az bin yılı bulmaktadır.Ermeniler oturdukları bölgede genellikle ve gerçek anlamda bağımsız devletler kuramamışlardır.Tarihte yaşamış ermeni sülalelerinden bir çoğu Ermeni asıllı değildir.Ermeni dili bölgede etkili olmadığı gibi aksine Ermenice diğer dillerin geniş ölçüde etkisi etkisi altında kalmıştır.
Bölgedeki Ermeni kültür etkisi ise çok sınırlıdır.Bir ermeni kültürü ve uygarlığından söz edilse bile bu hiçbir zaman hitit,pers,asur,Urartu,roma kültür ve uygarlıklarıyla kıyaslanacak ölçüde değildir.Bizans döneminden itibaren Ermenilerin bu konularda hemen hemen hiçbir varlık göstermedikleri söylenebilir.Sonuç olarak,bugün birinin kalkıp Hititli olduğunu söyleyerek Türkiye toprakları üzerinde hak iddia etmesi ne kadar tutarsız ise Ermenilerin de Ermeni anavatanı iddiası en azından mantıksal açıdan aynı ölçüde tutarsızdır.Bu noktada akla şöyle bir soru gelebilir.Bunlar tarihsel belgelere ve gerçeklere dayanmayan tutarsız iddialar ise,Ermeniler neden böyle bir davranış içine girmiştir?Elbette ermeni olaylarının başlamasını birçok nedeni vardır.Bunlardan akla gelen bazıları şunlardır.
      *Fransız inkılabı ile yayınlanan milliyetçilik akımları.
      *Bu yolla bağımsızlığına kavuşan Bulgaristan,Sırbistan ve Romanya’nın örnek oluşturması.
      *Ermeni kilise ve din adamlarının bu yoldaki propagandaları.
      *Ermeni Patrikhanesi’nin çalışmaları.
      *Özellikle Amerikan misyonerlerinin faaliyetleri.
      *Osmanlı devletinin dağılmaya yüz tutması ve Ermenilerin bundan yararlanmak istemesi.
      *Avrupa’daki Haclı zihniyeti’nin henüz bütünüyle ortadan kalkmamış olması.
      *Sömürge savaşına girmiş bulunan güçlü Avrupa devletlerinin çıkarlarının Osmanlı topraklarında düğümlenmesi.
Bütün bu nedenler bir araya gelince Ermeniler,özellikle Rusya,İngiltere,Fransa,ve Amerika’nın desteğiyle Türk halkına ve Osmanlı devletine karşı ayaklanmaya ve terör eylemlerine başladı.
Güçlü Avrupa devletlerinin Ermenilere ilgilenmesi genelden özele doğru bir seyir gösterir.Şöyle ki bir dünya devleti olan Osmanlı imparatorluğunun,karşısında başlangıçta Venedik,Ceneviz,Napoli ve papalık gibi deniz devletleriyle Macar krallığı gibi kara devletleri vardır.XVI. yüzyıldan itibaren Macaristan,Osmanlı topraklarına katıldı.Ve Osmanlı devletine karşı rolünü Avusturya krallığına bıraktı.Yine aynı yüzyılda Venedik,Ceneviz,Napoli krallığı ve papalık dünya ekonomik,askeri ve siyasal sahnesinden çekildi.
Bu kez Avrupa’nın bir başka köşesinde iki yeni devlet ortaya çıktı,İspanya ve Portekiz.XVII. yüzyıla kadar İspanya ve Portekiz dünyanın siyasal ve askeri yaşamında,Osmanlı devleti karşısında önemli roller oynadı.XVIII.yüzyıldan itibaren Osmanlı imp. Gücü azalmaya başladı.Buna karşılık yukarıda sayılan devletlerin yerini yeni devletler aldı.İngiltere,Fransa,Avusturya ve Rusya dünyayı paylaşma yarışına girdiklerinde hepsinin çıkarı Osmanlı topraklarında toplanıyordu.Bu amaçla Osmanlı imp. İç işlerine karışabilmek için en kestirme ve en etkili yol,sayıları oldukça büyük miktarlara ulaşan gayrimüslimlere el atmaktı,Avrupa devletleri Kutsal Yerler Meselesi başta olmak üzere Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslimlerin sözde koruyucusu oldular.Avrupa devletlerinin Osmanlı topraklarındaki Müslüman olmayan topluluklarla ilgilenmesi böylece başladı.
Bilim inkılabı,sanayi inkılabı ve Fransız inkılabı Avrupa’nın sosyal,siyasal,ekonomik yapısını temelden değiştirdi.Bu değişiklik Avrupa devletleriyle Osmanlı devleti arasındaki ilişkiler yeniden boyutlar kazandı.Başta Rusya olmak üzere Avusturya,İngiltere ve Fransa Osmanlı topraklarını savaşla ele geçirmek yerine ‘gayrimüslim Osmanlı tebaasını  ayaklandırıp imparatorluğu parçalamayı tercih etmeye başladı.Bu konuda Fransız inkılabının getirdiği yeni kavramlar ve düşünceler son derece etkili oldu.Bu anlayış içinde Ermenilerle ilgilenen ilk devlet Rusya oldu.Rusya balkanlar boğazlar veya Anadolu yoluyla mutlaka ak deniz’e inmek istiyordu.Bu sırada İngiltere mısır ve kıbrıs’ı ele geçirmiş ve doğu ak deniz’e yerleşmişti.
Fransa ise zaten bir yarısıyla Akdeniz devleti idi dolayısıyla her iki devlette ak deniz’de güçlü bir Rusya yerine ‘zayıf bir Osmanlı devletini tercih ediyor ve Rusya’nın ak deniz’e inme politikasına sıcak bakmıyordu.Bu açıdan boğazlar veya balkanları aşarak ak denize inmek Rusya için oldukça zordu oysa Kafkasya XIX.19 yüzyılda büyük ölçüde Rus işgali altına girmişti 1877-1878 Osmanlı –Rus savaşından sonra kuzey doğu Anadolu’da (Kars Batum Ardahan)Ruslar tarafından işgal edilmişti .Birinci dünya savaşı başlayınca Rus orduları Erzurum,Erzincan,Bitlis ve Muş u işgal ederek Suriye ve Akdeniz’e çok yaklaştı.Kafkasya’daki toplumlar arasında Ermeniler,Rus çıkarları için kullanılabilecek en elverişli toplumdur.Gelişen bu koşullar içinde konuya yaklaşan Rus propagandası kısa sürede etkisini gösterdi.1860 yılından itibaren örgütlenmeler başladı.İlk örgütler sözde ermeni yardım devletleri şeklinde ortaya çıktı.
1860 yılında İstanbul’da Ermeni hayırseverler derneği kuranlardan hasip şişmanyan ile mıgırdıç beşiktaşyan,1862 yılında başlayan zeytun ayaklanmasında birinci derece rol oynadılar.Sözde yardım dernekleri hızla coğalırken kısa bir süre sonra ihtilalci derneklerde kurulmaya başladı.Sayıları çok ve önemli bir kısmı Türkiye’de kurulan bu derneklerden en etkili olanları ve en çok bilinenleri 1887 yılında cenevre’de kurulan hınçak komitesi ile 1890 yılında kafkasya’da kurulan taşnak komitesi idi.Taşnak örgütünün genel amacı Tiflis’te bulunan,genç Ermenistan merkezi Van’da olan armenaganlar ve hınçak örgütünü birleştirmek ve Türkiye’ye gönderilen çetelere her türlü yardımı yapmaktır.Örgütün felsefesine göre,plan ve program yerine çetelere silah göndermek daha etkili olacaktı.Özellikle hınçak ve taşnak komitelerinin eylemleri sonucu kısa sürede Osmanlı toprakları ermeni ayaklanmaları ile doldu.Bu noktada şimdiye kadar gözden kaçırılan önemli bir gerçek vardır.Bu olayların olduğu sırada Osmanlı devletinin kurucusu ve Osmanlı toplumunun temel unsuru olan Türkler ne durumda idi.Türk nüfusunun eli silah tutanlarından (yaklaşık 15-60 yaş arası) önemli bir kısmı ya cephelerde savaşmakta veya bu savaşlarda ölmüş bulunmaktaydı.Geride kalan ise kadınlar,çocuklar,savaş malülleri ve yaşlılardı.
1860’dan 1915 yılına kadar,55 yıl boyunca ermeni çeteleri bu insanlara saldırdı.Ermeni toplumunun durumu ise bunun aksi idi.Ermeniler genellikle bedel verip askerlik yapmıyordu.Ticaret,sanat,bankerlik veya kuyumculuk gibi geliri yüksek işler yapıyordu.Dolayısıyla ekonomik bakımdan toplumun refah düzeyi en yüksek kesimlerden birini oluşturuyordu.Diğer yandan Osmanlı topraklarının hemen her tarafına yayılmış bulunan ve sayıları çok büyük rakamlara ulaşan azınlık ve yabancı okulları Ermeni çeteleri için sığınak ve cephane deposu görevi yapıyordu.Bu dengesiz koşullar altında Osmanlı devletinin kısa sürede sonuç alması çok zorlaşıyordu.Hınçak komitesinin politikasını özetleyen şu sözler Osmanlı devletinin içinde bulunduğu çıkmazı açık olarak göstermektedir.Hınçak çeteleri Türkleri öldürecek,köylerini ateşe verecek ve sonra kaçmak için fırsat kollayacaklar.
Gazaba gelecek olan Müslümanlar o zaman savunmasız Ermenilere saldıracak katledecekler ve Avrupa insanlık ve Hıristiyan uygarlığı adına duruma el koyacak…Milyonlarca kadın ve çocuğun çıktıkları ve kanı ile karışacak bizim sesimiz de duyulacaktır…Bunu yapacağız…Görüldüğü üzere bu sözler ,geçmişteki ermeni olaylarını ‘Ermeni Sorunu’ yapmaya çalışan ülkelerin politikaları ile son derece örtüşmektedir.Nüfus çoğunluğu iddiasına gelince,XIX. Yüzyılın sonu ve XX. Yüzyılın başında doğu Anadolu,Sivas ve Çukurova taraflarında ermeni nüfusunun,Türk nüfusa oranla fazla olduğu şeklindedir.Gerçi o zamanlar için bugünkü anlamda bir nüfus sayımından söz etmek mümkün değilse de ermeni,türk ve yabancı birçok kaynak veya kişiler tahmini de olsa bir takım rakamlar vermişlerdir.Zaten amaç o zamanki nüfusu bugünkü anlamda tespit değil,hangi toplumun nüfusunun diğerinden fazla olduğunu ortaya koymaktır.Bu konuda kaynaklar üç ana gruba ayrılabilir.
        1)Ermeni kaynakları
        2)Yabancı kaynaklar
        3)Türk kaynakları
Ermeni kaynaklarının önemli bir kısmı patrikhanenin verdiği rakamlardır.Yerli ve yabancı bütün kaynaklar içinde özellikle altı vilayet denilen Erzurum,van,Bitlis,d,Diyarbakır,Elazığ, ve Sivas’ta Ermeni nüfusunun fazla olduğunu söyleyen tek kaynak,patrikhane istatistikleri ve Kirkor Zohrap gibi patrikhane istatistiklerini kullanan ermeni yazarlardır.Diğer yabancı kaynaklar ermeni nüfusunu hiçbir yerde çoğunluk olarak göstermemektedir.
Kirkor Zohrap’ın ermeni patrikhanesi istatistiklerine dayanarak verdiği listeye göre 1912 yılında altı ilden ,
Erzurum’da 240.000 Türk   215.000 Ermeni
Van’da 47.000 Türk 185.000 Ermeni
Bitlis’te 40.000 Türk 180.000 Ermeni
Elazığ’da 102.000 Türk 168.000 Ermeni
Diyarbakır’da 45.000 Türk 165.000 Ermeni vardır.
Bu listeye göre Van,Bitlis,Elazığ ve Diyarbakır’da Ermeniler ezici çoğunlukta Erzurum ve Sivas ta hemen Türklerle aynı sayılır.Ermeni patrikhanesi’nin 1880 ve 1881 de üç kez yayınladığı istatistiklerde rakamlar birbirini tutmamakta,hatta aynı yıl içinde çıkarılan iki listede bile rakamlar yarı yarıya değişmektedir.Patrikhanenin bu tutarsılızlığı,en yüksek olduğu yerde yüzde 25’i geçmeyen Ermeni nüfusunu çok gösterme çabası fakat buna karşılık abartılmış rakamlar kabul edilirse,vergi gibi çeşitli yükümlülükleri üstlenme endişesinden kaynaklanmaktadır.Ermeni patrikhanesi’nin verdiği bu rakamlara karşılık bazı ermeni kaynakları,yabancı kaynaklar ve türk kaynaklarının verdiği rakamlarla altı ildeki türk ve ermeni nüfusu şçyle tahmin edilmektedir.
Erzurum;
500.782 Türk  134.967 Ermeni (Vital Cuinet,1892)
624.384 Türk  150.000 Ermeni (Mesrob Krikorian)
464.129 Türk  109.835 Ermeni (Ş.Sami,kamusu’l-alam)
545.782 Türk  121.935 Ermeni (Osmanlı sayımı 1895)
428.495 Türk  106.768 Ermeni (H.F.B.Lynch,1896)
Görüldüğü gibi bir Ermeni.iki yabancı ve iki Türk kaynağının verdiği rakamlarda Erzurumdaki Ermeni nüfusu yüzde 25’i geçmemektedir.Patrikhanenin verdiği rakamlara göre hemen hemen aynı olması gerekiyordu.
Konuyu daha fazla rakamlara boğmamak için bu altı il içinde bir de Elazığ örneğini ele alalım.Patrikhanenin listesine göre Ermeniler Elazığ’da 66.000 fazlalıkla kesin çoğunluktur..Elazığ’da Türk ve ermeni nüfusu için değişik kaynaklar şu sayıları veriyor.
Elazığ;
505.446 Türk 69.718 Ermeni (Vital Cuinat)
480.000 Türk 130.000 Ermeni (Amerikalı prof. Magie)
205.000 Türk 81.155 Ermeni (İngiliz konsolosu Lyoyd)
494.881 Türk 84.422 Ermeni (Osmanlı sayımı 1895)
182.000 Türk 93.000 Ermeni (H.F.B. Lynch 1896.)
Burada da görüldüğü gibi büyük çoğunluk olduğu ileri süren Elazığ’da bir Türk ve dört yabancı kaynağın verdiği sayılara göre Ermeniler yüzde 20’nin de altında olmak üzere azınlıktır.Van,Bitlis,Diyarbakır,ve Sivas içinde durum pek farklı değildir.Batı kaynaklarında Türk nüfus her yerde çoğunlukla görülmektedir.Ermenilerin en kalabalık olduğu yerlerde bile nüfusları bu kadar olursa diğer bölgelerde daha az olacağını tahmin etmek zor değildir.Mesela,1920 yılında Roma’da basılmış ‘L’Assassinat d’un Peuple adlı eserde;
İzmir’de 111.486 Türk 12.857 Ermeni
Manisa’da 92.296 Türk 2.527 Ermeni
Aydın’da 83.916 Türk 264 Ermeni
Balıkesir’de 158.380 Türk 2.682 Ermeni
Bergama’da 70.012 Türk 1.011 Ermeni,bulunduğu belirtilmektedir.Aydın ili toplamında ,ise 1.300.849 Türk nüfusa karşılık 22.149 Ermeni vardır.Ermenilerin toplam nüfusa oranı yüzde 5 civarındadır.Hatta birçok önemli ilimizde hiç ermeni yoktur.Kalabalık olarak bulundukları bölgelerimizde ise yüzde 10’u bulmamaktadır.Paris barış konferansındaki Amerikan istigbarat şubesi memurları,bağımsız bir Ermenistan kurulması işiyle ilgili olarak başkan Wilson’a sundukları 21 ocak 1919 tarihli raporda bu işin mümkün olmadığını çünkü Ermenilerin her yerde azınlıkta olduklarını,nüfusun ancak yüzde 30 veya 35 ini oluşturduklarını biliyordu.
Ermeni patrikhanesinin Berlin Konferansında Türkiye;de 3.000.000 ermeni bulunduğunu söylemiş,ancak vergi gibi bir takım yükümlülükler söz konusu olunca daha sonra bu sayıyı 1.780.000 e indirmiştir.Osmanlı imp. Sayımına göre ise İstanbul dahil ülkede toplam 1.300.000 ermeni vardır.Ermenilerin üçüncü iddiası ise 1915 yılında tehcir değil soykırım yapıldı şeklindedir.Techir yasası çıkarıldıktan dokuz gün sonra 06 haziran 1915 tarihinde itilaf devletleri,havas ajansı aracılığıyla Osmanlı hükümetini kınamış ve ilgililerin sorumlu tutulacağını açıklamıştır.Oysa;aynı İtilaf devletleri,aşağıda sadece birkaç örneği verilen olaylar için hiçbir tepki göstermemiştir.15 mart 1915 tarihinde Ermeniler tarafından öldürülen pek çok Türk’ten bir-iki örnek şunlardır.
*Hacı oğlu İbrahim-Gözüne süngü saplanarak
*Ahmet oğlu İbrahim-Karnı yarılmak suretiyle
*İbrahim oğlu İsmail-Ateşte yakılarak.
*Molla Süleyman –Tandırda yakılmak suretiyle
*İbrahim eşi Sülnü-Karnı yarılıp çocuğunu tandıra atmak suretiyle
*İbrahim kızı Fatma –Kesmek ve tandırda yakılmak suretiyle.
*Hacı Molla Sait-Kızını kendi eliyle boğazlatmak için zor kullanmışlar ve her isteyişte organlarından birini kesmek suretiyle öldürmüşlerdir.
*Ahmet –çocuğu ile birlikte tandırda yakılarak öldürülmüştür.
*Nezahat Hatun –tandırla yakılan iki torununun etini annesine ve babasına zorla yedirmek istemelerini kabul etmemesi üzerine öldürüldüğünü görmüş olmasının üzüntüsü ile aklını kaybetmiştir.
             LOZAN’DAN BUGÜNE KADAR ORTAYA ÇIKAN GELİŞMELER
1915’den sonra Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar durumda fazla değişiklik  olmadı.Osmanlı Devleti yenilince imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması ve TBMM tarafından reddedilen Sevr Barış Antlaşması ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinin Ermenilere verilmesi ve burada bir Ermenistan Devleti kurulmasını kabul etti.Bu anlaşmalara göre Doğu Anadolu’nun güney yarısı ise Kürdistan olacaktı.Bugün ABD  ve başta Fransa,Almanya ve İtalya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin Türkiye’ye karşı izlediği ve hatta dayattığı Ermeni ve Kürt politikası,ister istemez akla şu soruyu getiriyor;Acaba bugün Türkiye Cumhuriyeti,Osmanlı Devleti;nin dağılma dönemini mi yaşıyor?Türkiye,bugüne göre çok zayıf olduğu bir dönemde,İtalya ve Fransa gibi iki güçlü Avrupa devleti ve İngiltere gibi dev bir imparatorluğa karşı ermeni sorununu Lozan’da gündeme bile aldırmamıştı.1920 yılında Ermenistan’ın Gümrü anlaşmasını imzalaması ve doğuda bugünkü sınırların çizilmesinden sonra uzun süre konu gündeme gelmedi.1950 li yıllardan itibaren Türkiye;nin benzer sorunlarla karşılaşması acaba bir tesadüf mü?
Tarihsel gerçekler bu kadar açık ve ortada iken neden Ermeniler bugün de aynı yanlış yolu izliyor?neden Türkiye’nin komşuları ve özellikle Avrupa devletlerinin çoğu Ermenileri destekliyor?1965 yılında yoğunlaşmaya başlayan saldırılar Türk diplomatların öldürülmesi,İstanbul’da kapalı çarşı,Ankara’da Esenboğa Havaalanında bombalayacak kadar ileri giden Ermeni teröristler bu cesareti sadece Ermenistan’dan mı alıyordu?Unutmamak gerekir ki Ermenistan ancak 1990 yılında gerçek anlamda bağımsız oldu.Bu soruların yanıtlarının bir kısmı aşağıdaki cümlelerde bulunabilir.
*Yaklaşık elli yıldan beri Türkiye’de politikacı anlayışının makyavalist bir tabana oturtulmuş olması.
*Türkiye’de toplum içinde birlik ve bütünlüğün bozulmuş olması.
*Türkiye’de dil ve din gibi eğitimin de alabildiğine politize edilmiş olması.
*Türkiye’nin olaylara yanlış yaklaşımı ve propaganda konusunda yetersiz kalması.
*Türkiye’nin güçlenmesini kendileri için tehlikeli gören komşuların,türkiye’nin bu iç yapısından yararlanma isteği.Bu anlayış içinde Yunanistan’la Kıbrıs sorunu,ege kıta sahanlığı sorunu,FIR Hattı sorunu,Ege adalarının silahlandırılması sorunu,Batı Trakya türklri sorununun çıkması.
*Dünya ekonomisi pastasının büyük bir bölümünü elinde tutan gelişmiş ülkelerin,çok güçlü bir Türkiye istememesi.Bu ülkelere göre Türkiye dalları uzayıp geliştikçe budanacak,fakat asla kökü kesilip kurutulmayacak bir ağaç olmalıdır.
*Dış politikasında terörü araç olarak kullanan ülkelerin hala var olması.
*Uluslar arası uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığı şebekelerinin bu konuların içine sokulması.
Osmanlı devleti zamanında Ermeniler saldırıda,Osmanlı devleti nefs-i müdaafa da idi.Türkiye cumhuriyeti döneminde Ermeniler saldırıya devam etti.Türkiye savunmaya geçti.Ermeni sorunu konusunda bugün Ermeniler yine saldırıda Türkiye maalesef kendini koruma düzeyine çekilmiş bulunmaktadır.