Tarihte Bugün-12 Temmuz Beyannamesi Yayınlandı

Demokrasi tarihimizde bir dönüm noktası : 12 Temmuz Beyannamesi
II.Dünya savaşının sonuçlarının bir yansıması olarak Türkiye 1945 yılından itibaren tekrar çok partili siyasi bir düzene geçmiş Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılan bazı milletvekilleri kurdukları Demokrat Partiyi kurmuşlardı.Bu durum Türkiye’nin demokratik siyasi hayatına da katkı verirken aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası arenada demokratik bir rejime yöneldiğini de gösteriyordu. Ancak çok partili düzene geçiş sürecinde iktidar ile muhalefet arasında ciddi gerginlikler de oluşmaktaydı.
1946 yılında yapılan “açık oy gizli tasnif” esasına dayanan genel seçimlerden Cumhuriyet Halk Partisi 397 milletvekili ile kazanan taraf olarak çıkarken Demokrat Parti 61 milletvekili çıkararak meclisteki yerini aldı. Çok partili düzene geçişten sonra yapılan bu seçimin ardından Cumhurbaşkanı İsmet İnönü yeni hükümeti kurma görevini Recep Peker’e verdi. Peker ise tek parti rejiminin önde gelen savunucularından biriydi. Tek partiyi simgeleyen bir şahıstı. Bu durum çok partili düzene geçişin çok da kolay olmayacağını gösteriyordu. Dünyadaki demokrasi rüzgarının Türkiye’yi etkilediği bu tarihlerde başbakanlığa yapılan bu atama özellikle Demokrat Parti’de büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Demokrat Partililerin korkuları da kısa sürede gerçeğe dönüştü. Recep Peker hükümet programını TBMM’de okurken; “demokrasi ve hürriyetten bahsolunurken de anarşizm ideolojisinin meşru otorite düşmanlığına varan ve bir cemiyeti nizamlı halde yaşatmanın bütün meşru yolları tıkayan dağıtıcı ve parçalayıcı telkinler alıp yürüyor” ifadelerini kullanarak Demokrat Partililere uyarı şeklinde mesaj veriyordu.
Recep Peker hükümeti ile Demokrat Partiyi ilk olarak karşı karşıya getiren konu ise hükümet tarafından meclise getirilen Matbuat Kanunu oldu. Tasarıya göre gazete ve dergi sahiplerinin “sui-şöhret” özelliği taşımamaları gerekiyordu. Gazete çıkarabilmek için beyanname verme zorunluluğu, ayrıca devlet büyüklerine şeref ve haysiyeti hakkında “suizana sevk edecek” yazı yazanlara beş yıla kadar hapis cezası getiriliyordu. Bu tasarı Peker hükümetinin hala tek parti döneminde kaldığını göstermekteydi.
İktidar ile muhalefet arasındaki ilişki gitgide bozulurken 7 Ocak 1947 tarihinde Demokrat Parti kurultayı toplandı. Bu kurultayda Hürriyet Misakı adı verilen bir rapor kabul edildi. Kurultayda kabul edilen raporda Anayasaya aykırı anti demokratik yasaların kaldırılması, yargı bağımsızlığı, seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi, hükümetin ve idarenin tarafsızlığının sağlanması, parti başkanlığı ile cumhurbaşkanlığının birbirinden ayrılması gerektiği açıklanıyordu. Demokratik bir yönetim için gerçekleşmesi gereken bu isteklerin karşılanmaması halinde ise sine-i millete dönüleceği ifade ediliyordu.
Demokrat Partinin aldığı bu karar CHP ile DP arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirdi. Nisan ayında yapılacak İstanbul ara seçimlerine Demokrat Parti girip girmemeyi tartışırken Recep Peker 1 Nisan da seçime katılmak istemeyen DP’ye “ istiklal mahkemeleri kanunun hala meri olduğunu hatırlatıyordu. Bu gelişme Demokrat Parti ile CHP arasındaki ilişkileri tam anlamıyla kopardı. Demokrat Parti İstanbul’daki ara seçimlere katılmadı. İktidar ile muhalefet arasında gerginliğin sürekli bir şekilde artması üzerine Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Başbakan Recep Peker ve Demokrat Parti lideri Celal Bayar ile haziran ayının ilk haftasından itibaren bir dizi görüşme yaptı.
Bu görüşmelerin sonucunda ‘12 Temmuz Beyannamesi’ adıyla ünlenen bildiri, 11 Temmuz günü radyoya ve Ajans’a verildi, 12 Temmuz günü ise gazetelerde yayımlandı. İnönü beyannamede, iktidar ve muhalefetin iddialarını dinlediğini, kendisinin her iki partiye de eşit mesafede olarak her iki tarafın da haklılık paylarının olduğunu ifade ediyordu. Bununla beraber “meşru ve kanuni siyasi partilere karşı tarafsız ve eşit muamele mecburiyeti, siyasi hayat emniyetinin temel şartıdır” diyerek Peker hükümetinin muhalefet partilerine karşı tarafsız ve eşit yaklaşmadığını açıktan ifade ediyordu. İnönü, “Muhalefet, teminat içinde yaşayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih olacaktır. İktidar, muhalefetin kanun haklarından başka bir şey düşünmediğinden emin bulunacaktır” ifadeleriyle iktidar ve muhalefetin ülke demokrasisine katkı sağlamak için beraber çalışması gerektiğinin önemini belirtiyordu.
Bu beyanname ile İnönü Türkiye’nin yönünün çok partili demokrasi olduğunu tek partili düzene bir daha dönüş olmayacağını açıkça ilan etmiş oldu. Recep Peker hükümeti yeni dönemi kavrayamamıştı. Eski anlayış ile yola devam edilemeyeceği açıktı. Hem ülke içindeki gelişmeler hem de dünyadaki gelişmeler Türkiye’yi daha demokratik bir yönetime geçmesi için zorluyordu.
Beyannamenin etkileri kısa sürede kendini göstermeye başladı. CHP içindeki Peker grubu kaybetmişti. Recep Peker hükümeti bu gelişmenin ardından ağustos ayı içerisinde görevi bırakmak zorunda kaldı. DP sözcüsü bu durumu ‘Tarih, Peker kabinesinin istifasını bu kabinenin ilk ve son hizmeti olarak kaydedecektir.’ diye yorumluyordu. Bu istifanın ardından İnönü hükümeti kurma görevini Hasan Saka’ya verdi. Hasan Saka hükümeti ise ılımlı bir siyaset izleyerek Türkiye’nin daha demokratik bir yapıya ulaşması açısından önemli katkılar sağladı.

Kaynakça: Ahmet Yeşil,Türkiye’de Çok Partili Siyasi Hayata Geçiş
Cemil Koçak, Milli Şef Dönemi
Kemal Karpat,Türk Demokrasi Tarihi