İslamiyet

Mescid-i Nebi

Hz. Resulullah’ın -sav- Medine-i Münevvere’ye gelir gelmez ilk işi buraya bir cami inşa etmek oldu. Daha önce Kuba’da da ashabıyla birlikte bir mescid inşa etmiş ve bu, hicret tarihinin ilk mescidi olmuştu. Bu girişimler, islamın camiye verdiği önemi sergileyici niteliktedir.Mescid’un Nebî -sav-

Mescid’ul Haram’dan sonra islam tarihinin en değerli camisi “Hz. Peygamber’in -sav- Camisi” olan ve Medine’de bulunan “Mescidunnebi”dir. Hz. Resulullah -sav- bu camide namaz kılma hususunda “Benim camimde kılınacak bir namaz, Mescid’ul Haram’dan başka, diğer yerlerde kılınacak bin namazdan evlâdır” buyurmuştur.

Mescid-i Resul -sav- ilk yapıldığında yaklaşık 2071 m karelik bir alan üzerindeydi. Duvarları kiremitle çamurdan yapılmıştı, sütunları hurma ağacındandı. Cami tavanı ise hurma dalları ve yapraklarıyla örtülmüştü.

Hicretin 7. yılında, islamın iyice yayılması ve müslümanların sayıca artması üzerine bu caminin alanı hz. Resulullah -sav- tarafından genişletilerek 2475 mkareye çıkarıldı. Bu genişletme projesiyle cami alanı tam bir kare şekline dönüşmüştü.

Caminin kıblesi de hicretin 2. yılından sonra kuzeyden güneye doğru değiştirildi ve artık yahudilerin kıblesi olan Beyt’ul Mukaddes yerine Kâ’be’ye doğru namaz kılınır oldu.

Mescidunnebi’yle birlikte, caminin doğu duvarı bitişiğinde biri hz. Resulullah’a -sav- diğeri de eşleri Suvde’yle Ayşe’ye ait olmak üzere 2 oda inşa edildi. Daha sonra, maddi imkanı olan sahabeler de bu caminin duvarı bitişiğine böyle küçük odacıklar yaptırmış, bir kapısını da mescide açmışlardı. Namaz vakti olduğunda bu kapılardan camiye geçiyorlardı. Hicretin 3. yılında hz. Resulullah -sav- kendisiyle hz. Ali’nin -s- odası dışında diğer odaların camiye açılan kapılarının kapatılmasını emretti. Fütuhatlar nedeniyle müslüman nüfusun hızla artması ve Medine’nin büyük islam devletinin geniş başkenti haline dönüşmesi, Mescid-i Resulullah’ın -sav- giderek genişlemesini de beraberinde getiriyordu. Nitekim islam halifeleriyle merhale merhale süren bu genişletme işlemleri Abbasilerin yıkılıp moğolların egemenliği ele geçirmesine kadar devam etti ve böylece Mescid-i Resulullah -sav-‘ın alanı 9000 mkareye kadar artmış oldu.

Osmanlılar Dönemi

Osmanlı imparatorluğu dönemine rastlayan hk. 10. yy’da Mescid’unnebi bir kez daha genişletildi. Sultan Süleyman hk. 938’de bu caminin genişletilmesini yeniden başlatırken asıl detaylı genişletme girişimleri hk. 1265’te Sultan Abdulhamid tarafından gerçekleştirildi ve 13 yıl süren ciddi bir çalışma neticesinde Mescid’unnebi çok sağlam ve aynı zamanda zarif bir mimariyle genişletilip güzelleştirildi.

Mescid’unnebi’nin kitabelerinde nefis hatlarla yazılı bulunan Ehl-i Beyt imamlarıyla halifeler ve bazı sahabelerin isimleri, çeşitli mezhepleri biraraya getirmiş olan Osmanlılar döneminden kalma bir sanat eseridir. Bu kitabelerden birinde İmam-ı Zaman hz. Mehdi aleyhisselamın ismi de yazılıdır ki arapça “hayy” kelimesini bağrında taşıyacak şekilde çok zarif bir sanatla hattolunmuştur.
Suudiler Dönemindeki Eklemeler

Suudi Arabistan devleti de hk. tarihle 1373’ten itibaren Mescidunnebi’nin genişletilme projesini resmen başlatmış durumdadır.

Bu restore çalışmalarının 1. merhalesinde mescidin alanı 16327 m kareye çıkarıldı ve mescidin doğu, batı ve kuzey kısımları genişletilmiş oldu; buna yakın miktarda bir saha da, hacıların izdiham yaşamaması için, çevredeki evlerin yıkılması suretiyle mescit külliyesine eklendi.

Hk. 1406’da başlatılan 2. merhalede mescidin alanı 82000 m kareye çıkarıldı ve namaz sırasında cemaatin yer bulabilmesi için avluyla külliye de bir hayli genişletildi. Bu genişleme ve restore çalışmaları neticesinde Mescid’unnebi’nin bugünkü alanı 400500 m kareyi bulmuş durumdadır ki bu rakam, hz. Resulullah -sav- dönemi Medine’sinin alanına denktir.

Mescİd’unnebİ’nİn çeşİtlİ Kısımları

Ravzâ-i şerîfe

Mescid’unnebi’nin güneydoğusunda, yani kıbleye bakan kısmında “Ravza-i Mutahhara” adıyla ünlü bir kısım vardır ki pek faziletli bir mekan olup bizzat hz. Resulullah -sav- tarafından “cennet bahçelerinden bir bahçe” olarak tanımlanmıştır, o hazretin minberiyle evi -bugünkü makberi- arasındaki kısımdır burası.

Ravzâ-i Şerife 22×15 m’lik bir boyutta 330 m karelik bir alandan ibarettir. Ravzâ-i Mutahhara kısmında üç mukaddes mekan vardır: 1- Hz. Resulullah’ın -sav- mübarek mezar-ı şerifi 2- Minber 3- Mihrab

1- Hz. Resulullah’ın -sav- Mübarek Makberi

Mescid’unnebi’nin en çarpıcı kısımlarından biri, yaratılmışların ve Yüce Yaradan’ın en sevgilisi olan hz. Resulullah’ın -sav- mübarek makberinin bulunduğu yerdir. Bugün insanlık âlemine bırakılan en değerli miras olan yüce islam dini, o hazretin 23 yıl süren çaba ve gayretlerinin ürünüdür şüphesiz. Hz. Resulullah -sav- bu camiinin doğuya bakan duvarının bitişiğinde eşleri için birer odacık yaptırmıştı ki o hazretin rıhletinden 90 yıl sonrasına kadar bu odalara dokunulmamıştır. Önce Suvde’ye, sonra Ayşe’ye bir oda yaptırmış, onun hemen bitişiğinde bir oda da hz. Fâtıma-ı Zehrâ -s- için bina ettirmişti. Tarihçiler, hz. Resulullah’ın -sav- vefat ettiği odada gömülü bulunduğunu yazarlar.

İkinci halife döneminde hz. Resulullah’ın-sav- mübarek mezar-ı şerifi bu küçük odadaydı, Velid dönemindeki restore çalışmalarına kadar da öyle kalmış, mescidin doğuya bakan tarafı genişletilince Makber-i Mübarek de mescidin içinde yer almıştır.

Bugün mezar-ı Şerif’in içinde bulunduğu Mübarek Oda 16×15 m’lik ebatlarda ve toplam 240 m karelik bir alandadır ve dört bir yanı altın işlemeli parmaklıklarla çevrilidir. Makberin üzerinde, dört sütunla yükselmiş mübarek Yeşil Kubbe vardır. Makber odası dört kapılıdır: Hz. Fâtımâ’nın -s- odasına giren kısma açılan kapı: Hz. Fâtıma -s- Kapısı; kuzeye açılan kapı: Hz. Fâtıma -s- Kapısı; kuzeye bakan Teheccüd Kapısı; batı kısmındaki Vüfud veya Rahmet Kapısı; güneye, kıbleye doğru bakan Tevbe Kapısı -Bâ’burresul olarak da bilinir.

Makberin bulunduğu odanın içinde hz. Fâtıma -s-nın mezarı olarak bilinen ve parmaklıkla çevrili bulunan bir anıt vardır. Bu anıtın güneye bakan tarafında hz. Fâtıma -s- Mihrabı yeralır.
Minber

Mescidin pek mukaddes mekanlarından biri de hz. Resulullah’ın -sav- minberinin bulunduğu yerdir. Rivayette hz. Resulullah’ın -sav- önceleri bir hurma ağacına yaslanarak hutbe okuduğu, bir sahabenin önerisi üzerine, hem hz. Resulullah’ın -sav- o kadar ayakta durmayıp oturabilmesi, hem de herkesin onu rahatlıkla görebilmesi için bir minber yaptırıldığı geçer.

Bugün Mescid’un Nebi’de bulunan minber, hk. 998’de Osmanlı imparatorlarından Sultan Murad’ın yaptırıp mescide yerleştirdiği minberdir. Oniki basamağı bulunan bu minber başlıbaşına bir sanat eseridir.

Mihrab
Hz. Resulullah’ın -sav- cemaate namaz kıldırdığı yerdedir. Bu mihrabın bugünkü yerinin hz. Resulullah’ın -sav- namaz mahalli olduğunda hiç şüphe bulunmamaktadır. Velid’in emriyle mescidin genişletilme çalışmaları başlatılınca Ömer Bin Abdulaziz tarafından uygulanan bu çalışmalar sırasında tam hz. Resulullah’ın -sav- namaz kıldığı yere bu mihrab yapıldı.

Mescidin Sütunları

Hz. Resulullah -sav- camiinin tavanını tutan sütunlar hem yaslanmak için kullanılmış, hem de belli bazı olaylar nedeniyle bu sütunların her biri özel bir kutsallık ve özel bir adla anılır olmuştur. Mescid tamir veya restore edildiğinde bu sütunların yeni asla değiştirilmemiş, ancak eski sütunların yerine yeni ve daha sağlam sütunlar dikilmiştir. Tabi onca genişletme çalışmaları neticesinde bu asıl sütunlardan başka daha birçok sütun da eklenmiştir ki bugün Mescidunnebi’deki sütunların sayısı yaklaşık 706’yı bulmaktadır.

Mescidin ilk haliyle bulunduğu mahalde ve güneye bakan tarafında bulunan sütunlar bugün beyaz renkleriyle diğer sütunlardan kolayca ayırdedebilmektedir. Bu sütunların bazıları şu isimlerle meşhurdu:

Heres Sütunu
Hz. Ali bin Ebu Talib -s- sütunun yanında durup hz. Resulullah’ın -sav- özel muhafızlığını yapardı. İmam Ali’yle -s- ilgili hatıralar taşıyan bu sütunun bir adı da “musalla-yı Ali”dir.

Tevbe Sütunu

Ebu Lübâbe adlı bir sahabeyen ait çarpıcı bir hatırayı bugün canlı tutan bu sütun; yaptığı bir hata nedeniyle kendisini buraya bağlayan Ebu Lübabe’yi hatırlatır. Samimi bir tevbede bulunduğundan Allah Teala tevbesini kabul etmiş ve hz. Resulullah -sav- mübarek eliyle onun boynundaki ipi çözmüştür. Bu sütunun yanında namaz kılıp tevbe etmenin pek büyük fazileti vardır.
Vüfud Sütunu

Hz. Resulullah’ın -sav- günlük işlerinden biri de, kabile ve aşiret reisleriyle yaptığı görüşmelerdi. Hz. Resulullah -sav- bu görüşmeleri her zaman bu sütunun yanında yaptığından giderek bu adla anılır olmuştur.
Serir Sütunu

Hz. Resulullah -sav- itikafa çekildiği günlerde bu sütunun yanında olurdu. Hazretin istirahati için buraya hurma yapraklar serilirdi, bu nedenle “Serir Sütunu” olarak anılmaktadır.
Muhacirîn Sütunu

Muhacirler genellikle bu sütunun yanında toplanıp oturdukları için bu adla anılmış olsa gerektir, yine aynı nedenle “Ayşe Sütunu”da denilmiştir.
Hannane Sütunu

Hz. Resulullah -sav- önceleri bir hurma ağacının gövdesine yaslanarak hutbe okurdu. Minber yapıldıktan sonra hz. Resul-ü Ekrem’in -sav- bu sütunu terketmesi üzerine ondan, yavrusundan koparılan bir dişi devenin iniltisine benzer acı bir inilti yükseldiği kayıtlıdır ki bu olaya şahid olan yüzden fazla sahabe şahid olmuş, sözkonusu olay nedeniyle bu odla anılmıştır.
Suffe (Sofa)

Maddi imkanı bulunmayan fakir muhacirlerin, hicretin ilk yıllarında kaldıkları yerdir. Onlara ayrılan bu 96 m karelik bölümün, tavanı vardı ve Cebrail kapısı”yla Nisâ kapısı arasında bulunuyordu.

Bilal, Ebuzer, Mikdad ve Huzeyfe gibi sahabeler Ashab-ı Suffe’dendirler.
Makam-ı Cebrâil

Hz. Cebrail’in -s- hz. Resulullah’a -sav- hz. Resulullah’a -sav- indiği yerdir. Bu kısım bugün makbere-i şerifenin iç kısmında olup ziyaretçilerden uzak tutulmaktadır.


CAMİNİN İLK KAPILARI


Mescidunnebi’nin batı duvarındadır “Rahmet Kapısı” denilmesinin nedeni, bu kapıdan giren birinin, hz. Resulullah’tan, yağmur duasında bulunmasını istemesi ve 7 gün yağan yağmurdan sonra yine aynı kapıdan gelerek yağmurun durması için dua talebinde bulunması ve hz. Resulullah’ın -sav- mübarek duasıyla yağmurun kesilmesidir.

2- Cebrail Kapısı



Hz. Resulullah -sav- camiye bu kapıdan girerdi. Cebrail’le -s- o hazret, caminin doğu duvarında bulunan bu kapının girişinde buluştukları için bu isimle anılmıştır.
3- Selam Kapısı

Caminin batı duvarındaki bu kapı, caminin ilk yapılışında vardı.
4- Nisa Kapısı

İkinci halife dönemindeki genişletme çalışmaları sırasında eklenen kapı olup bugün de bu adla anılmaktadır. (fotoğ s:12)

Nisa kapısı, kadınların girişi için yapılmıştır. Daha sonraki genişletme çalışmalarında camiye onlarca kapı eklendi.

Caminin Minareleri

Velid Mescidunnebi’yi genişlettiğinde dört köşesine dört minare yaptırdı. Zamanla bu minareler yerlerini daha yüksek ve daha sağlam minarelere bıraktılar, ayrıca, yeni minareler de eklendi.

Mescidunnebi’nin 4 asıl minaresi kuzey köşelerinde yer alan Süleymaniye ve Mecidiye minareleriyle, kıbleye bakan güney duvarının iki köşesindeki Kataba ve Babusselam Minareleridir. Daha sonra Mescidunnebi’ye eklenen minarelerle birlikte bugün minare sayısı 10’a çıkmıştır.